
Harbiye'den bahsettik,Uzunçarşı'dan bahsettik.Biraz da Antakyalılardan bahsedelim.
Eşimin anlattığına göre burada tam bir hoşgörü iklimi hakimmiş.Hiç kimse inancından ya da etnik kökeninden dolayı dışlanmıyormuş.Arap,Türk,Kürt,Müslüman,Hristiyan v.s. barış içinde yaşayıp gidiyorlar.Ehh,o halde Antakya'yı sevmemiz için bir nedenimiz daha oldu:)
Ticaret nakit para ile dönüyor,halk alışveriş merkezlerine rağbet etmiyormuş.Aslında alışveriş merkezleri var mı,onu da bilmiyorum.

Eski evler ve çarşıların bulunduğu alan sit alanı ilan edilmiş.Aslına uygun restore edilebilir ama yıkıp başka binalar yapmak yasak.İnşaAllah çarşının içindeki dükkanlar en yakın zamanda restore edilir.Gaziantep'imizin çarşıları restore edildi biliyorsunuz.Seyri başka güzel,alışverişi başka güzel.Emeği geçenlerden Allah(C.C.) razı olsun.
Daracık sokaklar,iki katlı ahşap evler,evlerin önündeki geniş avluyu çevreleyen yüksek duvarlar...
Ben yalnızca bir sokak gezdim.Kimbilir daha ne güzellikler vardır Antakya sokaklarında.

Bu binaların restore edildiğini bir düşünsenize.Tarihi geri getirmek gibi...
Uzunçarşı'da iki kadının Arap dilinde başladıkları konuşmalarını Türkçe ''hadi görüşürüz'' diye bitirdiklerine şahit oldum.Çarşıda,sokakta.restoranda...Her yerde Arapça konuşan insanlarla karşılaşabilirsiniz.Hiç yurtdışına çıkmayan biri için ilginç bir deneyim:)
Taş duvarlarda yeşillikler büyümüş.

Ve işte Habib_i Neccar Camii.
Haz. İsa(a.s.)ın havarileri Antakya'ya ulaştığında burada putperest bir toplum yaşıyordu.Elçiler,insanları bir olan Allah'a inanmaya ve H.z. isa(a.s.)'ın peygamberliğini tasdike davet ettiler.Şehir halkı inanmamakta direniyordu.Bunun üzerine H.z. İsa(a.s.),Yüce Rabb'imizin izniyle üçüncü bir elçi daha gönderdi.

14 - Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.
15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
16. (Elçiler ise) şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”
17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”

Habib-i Neccar ise mesleği marangozluk olan(neccar marangoz anlamına geliyor),aynı zamanda kırsalda hayvancılıkla uğraşan bir Antakyalı.Daha önce elçilerle karşılaşıyor ve iman ediyor.Sonrasını Kuran_ı Kerim'den öğrenelim.
20.''Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”
21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”
22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz.”
23. “Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”
24. “O taktirde ben mutlaka açık bir delalet içinde olurum.”
25. “Şüphesiz ben sizin Rabb'inize inandım. Gelin, beni dinleyin!” Allah-u Alem,belki de bu onun son sözüydü.
Hakkı söylediği için şehit edilen Habib-i Neccar bakın Cennet'e girerken ne düşünüyor.
''Keşke kavmim bilseydi,Rabb'imin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını''
Öyle samimi bir duaydı ki bu,Yüce Allah(C.C.) onun arzusunu yerine getirdi.Antakya halkı putperestlikten vazgeçip hristiyanlığı kabul etti.O günden bu güne Habib-i Neccar hiç unutulmadı.Müslümanlar da onu çok iyi tanıyor.Çünkü Kuran-ı Kerim ondan bahsediyor.Yüzlerce yıldır kabri ziyaret ediliyor.Ruhuna Fatihalar okunuyor.
Bu kıssadan çıkarmamız gereken pek çok ders var.Bir tanesi de şu:
Dua edin!Allah(C.C.) kabul eder.
Not:Ayet-i Kerimeler Yasin Suresi'ndedir.